Highly Customizable

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed dosit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut.

Fully Responsive Layout

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed dosit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut.

User Experience

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed dosit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut.

Creative Web Design

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed dosit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut.

Unique and Clean

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed dosit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut.

Creative Ideas

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed dosit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut.

2500

Happy Customer

2500

Finish Projects

90%

Business Growth

1350

Cups of Coffee

Featured portfolio projects

Look At Our Projects


Client's Feedback

What People Say


En güncel blog yazılarımız

News And Updates


SU ÜRÜNLERİ DENETİMLERİ VE KOTA UYGULAMASI

İnsanoğlunun en eski faaliyetlerinden birisi olan avcılık, dünya denizlerinde bugün de sürdürülmekte ve büyük bir kitlenin geçim kaynağı olarak sosyoekonomik açıdan önemini korumaktadır. Tarihsel süreç içinde kara avcılığının ticari fonksiyonu evcilleştirilen türler ile ikame edilse de sucul ortamdaki yetiştiricilik faaliyetleri, avcılığı ikame edecek düzeyde değildir. Kültür balıkçılığının sürekli artan ürün miktarı sevindirici olmakla birlikte öngörülen bir gelecekte avcılığın ekarte edilemeyeceği açıktır.

Kaldı ki, son derece büyük bir ekonomik değer olmasının yanında dünyadaki protein ihtiyacının sürekli artması ve su ürünlerinin içerdiği benzersiz bileşenler dolayısıyla avcılığın ikame edilmesi gibi bir yaklaşım zaten doğru da olmayacaktır. Bu nedenle sürdürülebilir balıkçılık kavramının genel kabulünün sözde kalmayıp bir an önce uygulanan bir kurallar silsilesi haline getirilmesi gerekmektedir.

Günümüzde stokların korunmasını hedefleyen pek çok faaliyet ve düzenleme olmakla birlikte sucul ortamdaki popülasyonların korunması konusunda henüz tam manasıyla önlem alındığı söylenemez. Sektör, dünya genelinde altın yumurtlayan tavuğunu kesen hasis çiftçi modelinden ileri gidememektedir. Çoğu zaman mücadele, korumacılık kisvesi altında çıkar gruplarından biri veya birkaçının payının küçültülerek elde edilen değerin diğer bir paydaşa aktarılmasını talep etmek şeklinde cereyan etmektedir. Bu anlamda sesi gür çıkan çoğu menfaat grubu detaylı incelendiğinde, samimiyet testinden geçemediği görülecektir.

Su ürünlerinin korunması, denetlenmesi ve bir nizama bağlanması ile ilgili ilk çalışmalar Osmanlı döneminde başlamış olmakla birlikte (27 Ağustos 1867 tarihli “Dersaadet Biladive Selasede, Midye ve İstiridye İhracı Hakkında Nizamname”) Cumhuriyet döneminde 29.04.1926 tarih ve 815 sayılı “Kabotaj Kanunu”nun 3. Maddesinde yer alan bir hüküm ile karasularımızda her türlü balıkçılık faaliyeti için “Türkiye teb’asına münhasırdır” denilerek ilk düzenlemeler yapılmıştır.

Bu şekilde başlayan süreç 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanununun 04.04.1971 tarih ve 13799 Sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle bugünkü noktaya taşınmıştır. Dünya üzerindeki pek çok ülkeye bakıldığında ciddi bir kanuni geçmişe ve düzenleme kültürüne sahip olan ülkemiz balıkçılık sektörü için aslında bugünlerde bambaşka düzenlemelerin getirilmesi elzemdir.

Mevcut kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki teknolojik seviye ile bugünkünü kıyaslamak mümkün değildir. Teknolojik imkanların geldiği noktada balıkların yaşama şansı bulması giderek güçleşmektedir. Sınırlamalar, yasaklamalar ve gereğince uygulanamayan cezalar ve personelin canı pahasına yapılan denetimlerle sağlanmaya çalışılan sürdürülebilirlik giderek zorlaşmakta hatta pek çok açıdan imkânsızlık noktasına taşınmaktadır.

Sisteme yeni oyuncuların girmesi ruhsat tahdidi ile sınırlanıyor, mevcut gemilerin balıkçılıktan çıkarılması devlet tarafından destekleniyor olsa da av gücünün aşağı çekilmesi kısa vadede mümkün görünmemektedir. O halde yapılması gereken şey, yazılan ceza adedi, yazılan cezanın parasal miktarı, el konulan ürün miktarı gibi sayısal değerlerin şehvetli duruşuna aldanmadan daha gerçekçi uygulamaların bir an önce hayata geçirilmesidir.

Bugünkü sistemde, ceza adedi, miktarı veya el konulan ürün cinsinden ifade edilen ve sayısallaştırılan denetim faaliyetlerinde çok önemli olduğu halde maalesef gözlerden kaçan unsur,yazılamayan ceza adedi, miktarı veya el konulamayıp piyasayı işgal eden ürün miktarıdır. Gerisi maalesef idarenin kendisini kandırmasından, başını kuma gömmesinden başka bir şey değildir. Günümüz koşullarında uygulanan cezaların sayısal ifadeleri uygulanamayanların yanında çok küçüktür. Ve asıl önemli olan maalesef kamu otoritesinin ulaşamadığı avcılık faaliyetleri ve uygulanamayan cezalardır.

Teşhisi bu şekilde belirledikten sonra önerilen tedavi şeklini de ifade etmek gerekir. Öncelikle yapılması gereken şey, yıllara sâri bir bütçe ile türler ve bölgeler üzerinden Türkiye balıkçılığının fotoğrafının en geniş perspektif ile çekilmesidir. Bunun için üniversiteler ve Bakanlığın kendi araştırma kuruluşları doğru şekilde organize edilmeli ve balık stoklarımız ile göçmen ve lokal yaşayan balıkların biyolojik hareketlilikleri en doğru şekilde belirlenmelidir.

Bilgi sahibi olunmadan konulan kurallar yüzünden mevcut tebliğin çoğu maddesi tartışılmakta ve kurallara uyması beklenen kitlenin yoğun eleştirilerine maruz kalınmaktadır. Hali hazırda hiç kimse bu eleştirilere sağlam dayanakları olan bir itiraz geliştirememekte ve kör döğüşü şeklini almış olsa da herkes kendi cenahındaki faaliyetlerine devam etmektedir.

Araştırmalar sonucunda temel verilerin elde edilmesinin hemen ardından mevcut balıkçı barınakları yönetmeliği sil baştan yeniden hazırlanmalı, barınak sayısı ve karaya çıkış noktaları katı bir şekilde sınırlandırılmalıdır. Belirlenen karaya çıkış noktaları kamu otoritesinin denetim yapacağı hale getirilmeli ve karaya çıkarılan balıkların her türlü denetimi burada yapılmalıdır. Belirlenmiş yerler dışından yapılan karaya çıkışlara caydırıcı cezalar uygulanmalı ve perakende satış noktalarında av yasakları denetimi yapmak gibi komik uygulamalara son verilmelidir.

Sürdürülebilir balıkçılığın temini bakımından son derece önemli olan bilgiler kamu otoritesince temin edildiğinde, her türün ve her bölgenin avlanabilir balık miktarı yaklaşık olarak belli olacağından hesaplanan ekonomik değerin kota dağıtımı suretiyle adilane bölüşümü de sağlanacaktır. Önemli olan unsur balığın karaya çıkarıldığı noktanın sağlama alınmasıdır. Böylelikle sınırlı kota dolayısıyla yasa dışı avcılık faaliyeti yapanlar legal balıkçıların arasında barınamayacak ve otokontrol ile kendiliğinden ekarte edilmesi sağlanacaktır.

Ayrıca sınırlı bir miktarı avlamak zorunda olduğunu bilen balıkçı, kendisine ayrılan kotayı daha az para edecek olan küçük boy balıkla doldurmak istemeyeceğinden yasal avlanma boylarına riayetin sağlanması daha kolay olacaktır.

Türkiye bir an önce sürekli kötüye giden denetim (daha doğru ifade ile denetimsizlik) uygulamalarının formatını değiştirmeli, bir önceki yılın daha fazlasını yapmış olmayı başarı saymaktan kurtulmayı bilmelidir. Asıl değerlendirme ölçütü uygulanan cezai müeyyide değil uygulanamayan ya da kamu otoritesinin ulaştırılamadığı yasa dışı faaliyetlerin miktarıdır. Ve yapılması gereken bir an önce bunun minimize edilmesidir. Burada oluşan büyük boşluk, ruhsatlı veya ruhsatsız pek çok teknenin iştahını kabartmakta ve gün geçtikçe illegal faaliyet artmaktadır. Legal ya da illegal olarak elde edilmiş bir balığın karaya çıkarılmasında karşılaşılan bir engel maalesef bulunmamaktadır. Yukarıda ifade edilen çözüm önerisi ile ruhsatsız yapılan illegal balıkçılık faaliyetleri de önemli ölçüde kontrol altına alınmış olacaktır.


TEK SUÇLU BALIKÇILAR MI?

Balıkların sofralarımızdan ve asıl olarak denizlerimizden birer birer eli ayağı çekilirken, bunun sorumlusu olarak gördüğümüz balıkçılık sektörü ve balıkçılara veryansın etmeyen yok gibi. En son söylenecek lafı en baştan söyleyelim, bunca feveranın haksız yere yapıldığını söylemek mümkün değil. Muhakkak ki balıkçılık sektörü bu suçlamaların dışında tutulamaz. Hatta bu yok oluşun faturası kesilirken aslan payının onlara düşmesinden kurtulmaları mümkün değil.

Nasıl mümkün olsun? Endüstriyel balıkçılık filosunun gelişiminde ortaya konulan tek verimlilik ölçüsü birim zamanda elde edilen av miktarı haline gelmişken, sürdürülebilirlik kavramına kulaklarını tıkayan bir sektörün suçlanmaması zaten düşünülemez.

Dünya genelinde ve elbette ülkemiz denizlerinde yetkili otoriteler tarafından getirilen yasakların her yanını sürekli olarak çekiştiren, değiştirmek ve daha fazla hareket alanı elde etmek için her türlü aracı kullanarak olmadık baskıları yapan sektör mensuplarının, herkesle birlikte oturup tükenen balık nesline ağıt yakması, en hafif tabirle timsah gözyaşı olarak nitelenebilir.

Ancak buraya kadar olan ifadelerimize bir küçük virgül koyup, işin bir başka yanına dikkat çekmek ve böylelikle farklı bir pencereden izlenebilecek görece farklı bir açıya ışık tutmak istiyoruz. Hazırsanız başlayalım.

Sizi yaklaşık bir insan ömrü kadar geriye götürmek istiyoruz. Yok, öyle uzun bir ömür de değil, 50-60 yıllık bir süre sözünü ettiğimiz. Mesela 1961 yılına gidelim. O yıl doğanlar bugün 57 yaşında ve pek çok kişi balıkçılık dendiğinde o yıllar için hep bolluk ve bereket ifadeleri kullanır.

Evet, sadede gelelim. FAO verilerine göre 1961 yılında balıkçılık faaliyetleri sonucunda elde edilen toplam ürün miktarı 27.789.275 ton seviyesinde. 2012 yılına gelindiğinde bu rakamın yaklaşık beş kat artarak 138.083.535 ton seviyesine yükseldiğini görüyoruz. Gelişen teknoloji, modernize edilen av filoları ve sağlıklı proteine olan yoğun talebin doğurduğu bu artışın artık sürdürülemeyeceği ve avcılık yoluyla elde edilen üretimin çoğaltılamaz bir noktada bulunduğu, en iyimser bakış sahiplerinin bile kabul ettiği bir gerçek haline geldi.

İşin trajikomik yanı, avcılık yolu ile elde edilen balıkları ikame etmesi için güvenilen kültür balıkçılığının protein talebi de, yine artık çoraklaşan denizlerden sağlanmaya çalışılıyor. Çoğu türün aquakültür ortamında yetiştirilebilmesi için hatırı sayılır miktarda avcılık mahsulü balığa ihtiyaç duyması, insanoğlunun önünde önemli bir paradoks olarak durmaktadır.

Dünya genelindeki gelir dağılımı adaletsizliklerini bir kenara bırakırsak, 60’lı yıllardan bu yana sağlanan refah artışı, kaliteli protein kaynaklarına olan talebi hızla arttırmış ve bunu sağlayacak teknik imkânların ve sermaye birikiminin bir araya gelmesi ile stoklar yoğun bir av baskısı altına alınmıştır. Tüm bu faktörlerin etkisi altında bugün geldiğimiz noktada pek çok tür tükenme tehdidi ile karşı karşıyadır. 50 yılda üretimi 5 kat arttırmış olsak da, yeni bir artış trendi yakalama şansımız olmadığını da öğrenmiş bulunmaktayız.

Çözüm arayışları bakımından sorunun tam ve doğru teşhis edilmesi son derece önemlidir. Bu çerçevede girişte ifade ettiğimiz ve daha geniş açılı bir bakışa ışık tutmaya çalışalım dilerseniz.

Birleşmiş Milletler (DESA – Department of Economic and Social Affaris) verilerine göre 1961 yılında 3.090.305.000 kişiden ibaret olan dünya nüfusu, FAO kaynaklı balıkçılık verilerinde esas aldığımız 2012 yılında 7.128.177.000 kişiye ulaşmış durumdadır.

Doğa, doğal yaşam, çevre ya da habitat gibi pek çok ifadeyi insanı dışlayarak, ondan bağımsızmış gibi kullanma alışkanlığımızı bu noktada bir kenara bırakmak zorundayız. Yaşadığı çevre ile yoğun bir etkileşim içerisinde olan insanın, sahip olduğu ve yaratan tarafından lütfedilen aklı sayesinde, diğer canlılara karşı bariz bir avantajı ve üstünlüğü bulunmaktadır.

50 yıllık bir süre, dünya ve üzerindeki doğal yaşam için çok uzun sayılmasa da, insan, aklı sayesinde başarabildikleri ile denge konusunda tüm taşları yerinden oynatabilecek bir çoğunluğa ulaşmış durumdadır. Bir doğal yaşam alanında bireyleri sayıca iki kattan fazla artan bir tür, mutlaka başka türlerin yaşam alanı ve hakkını kısıtlayacaktır. Buna insanın sahip olduğu akıl, zekâ ve bunlar aracılığı ile temin ettiği teknoloji unsurlarını da kattığımız zaman olayın boyutları çok daha vahim bir noktaya kendiliğinden taşınır.

Geldiğimiz bu noktada endüstriyel balıkçılığın dünya üzerindeki sınırlarını genişletme hamlelerini yok saymak ve sonuçlarını hafifletmek gibi bir söylem içerisinde olmak mümkün değil elbette. Ancak meseleye daha bütüncül bir yaklaşım ile bakmak, kabahati arz ile talebi oluşturanların toplamı üzerinden daha dengeli dağıtmak gerektiğini ifade etmek istiyoruz.

50 yılda 2.3 kat artan nüfusun taleplerini, sosyolojik dinamikleri, çevreye olan biyolojik, kimyasal ve fiziksel etkilerini dikkate almadan, konuyu sadece “balıkçılık faaliyetleri ve bunun sucul organizmalar üzerindeki etkileri” seviyesine indirgemek, var olan sorunu güçleştirmekten başka bir işe yaramaz.

İnsan, diğer canlıların aksine çoğalmasının ortaya çıkardığı etkileri minimize edebilecek önemli bir unsur olan akıl ile donatılmıştır. İnsanoğlu, kendi popülasyonunun baskın bir tür olmasının ortaya çıkardığı sorunları aşma iradesine sahip olursa, bu savaşı kazanmak için cephane olarak kullanacağı yeterli miktarda akla sahiptir.

 

Kaynak: United Nations / DESA / Population Division – FAO / Fisheries and Aquaculture Department