SU ÜRÜNLERİ DENETİMLERİ VE KOTA UYGULAMASI

İnsanoğlunun en eski faaliyetlerinden birisi olan avcılık, dünya denizlerinde bugün de sürdürülmekte ve büyük bir kitlenin geçim kaynağı olarak sosyoekonomik açıdan önemini korumaktadır. Tarihsel süreç içinde kara avcılığının ticari fonksiyonu evcilleştirilen türler ile ikame edilse de sucul ortamdaki yetiştiricilik faaliyetleri, avcılığı ikame edecek düzeyde değildir. Kültür balıkçılığının sürekli artan ürün miktarı sevindirici olmakla birlikte öngörülen bir gelecekte avcılığın ekarte edilemeyeceği açıktır.

Kaldı ki, son derece büyük bir ekonomik değer olmasının yanında dünyadaki protein ihtiyacının sürekli artması ve su ürünlerinin içerdiği benzersiz bileşenler dolayısıyla avcılığın ikame edilmesi gibi bir yaklaşım zaten doğru da olmayacaktır. Bu nedenle sürdürülebilir balıkçılık kavramının genel kabulünün sözde kalmayıp bir an önce uygulanan bir kurallar silsilesi haline getirilmesi gerekmektedir.

Günümüzde stokların korunmasını hedefleyen pek çok faaliyet ve düzenleme olmakla birlikte sucul ortamdaki popülasyonların korunması konusunda henüz tam manasıyla önlem alındığı söylenemez. Sektör, dünya genelinde altın yumurtlayan tavuğunu kesen hasis çiftçi modelinden ileri gidememektedir. Çoğu zaman mücadele, korumacılık kisvesi altında çıkar gruplarından biri veya birkaçının payının küçültülerek elde edilen değerin diğer bir paydaşa aktarılmasını talep etmek şeklinde cereyan etmektedir. Bu anlamda sesi gür çıkan çoğu menfaat grubu detaylı incelendiğinde, samimiyet testinden geçemediği görülecektir.

Su ürünlerinin korunması, denetlenmesi ve bir nizama bağlanması ile ilgili ilk çalışmalar Osmanlı döneminde başlamış olmakla birlikte (27 Ağustos 1867 tarihli “Dersaadet Biladive Selasede, Midye ve İstiridye İhracı Hakkında Nizamname”) Cumhuriyet döneminde 29.04.1926 tarih ve 815 sayılı “Kabotaj Kanunu”nun 3. Maddesinde yer alan bir hüküm ile karasularımızda her türlü balıkçılık faaliyeti için “Türkiye teb’asına münhasırdır” denilerek ilk düzenlemeler yapılmıştır.

Bu şekilde başlayan süreç 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanununun 04.04.1971 tarih ve 13799 Sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle bugünkü noktaya taşınmıştır. Dünya üzerindeki pek çok ülkeye bakıldığında ciddi bir kanuni geçmişe ve düzenleme kültürüne sahip olan ülkemiz balıkçılık sektörü için aslında bugünlerde bambaşka düzenlemelerin getirilmesi elzemdir.

Mevcut kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki teknolojik seviye ile bugünkünü kıyaslamak mümkün değildir. Teknolojik imkanların geldiği noktada balıkların yaşama şansı bulması giderek güçleşmektedir. Sınırlamalar, yasaklamalar ve gereğince uygulanamayan cezalar ve personelin canı pahasına yapılan denetimlerle sağlanmaya çalışılan sürdürülebilirlik giderek zorlaşmakta hatta pek çok açıdan imkânsızlık noktasına taşınmaktadır.

Sisteme yeni oyuncuların girmesi ruhsat tahdidi ile sınırlanıyor, mevcut gemilerin balıkçılıktan çıkarılması devlet tarafından destekleniyor olsa da av gücünün aşağı çekilmesi kısa vadede mümkün görünmemektedir. O halde yapılması gereken şey, yazılan ceza adedi, yazılan cezanın parasal miktarı, el konulan ürün miktarı gibi sayısal değerlerin şehvetli duruşuna aldanmadan daha gerçekçi uygulamaların bir an önce hayata geçirilmesidir.

Bugünkü sistemde, ceza adedi, miktarı veya el konulan ürün cinsinden ifade edilen ve sayısallaştırılan denetim faaliyetlerinde çok önemli olduğu halde maalesef gözlerden kaçan unsur,yazılamayan ceza adedi, miktarı veya el konulamayıp piyasayı işgal eden ürün miktarıdır. Gerisi maalesef idarenin kendisini kandırmasından, başını kuma gömmesinden başka bir şey değildir. Günümüz koşullarında uygulanan cezaların sayısal ifadeleri uygulanamayanların yanında çok küçüktür. Ve asıl önemli olan maalesef kamu otoritesinin ulaşamadığı avcılık faaliyetleri ve uygulanamayan cezalardır.

Teşhisi bu şekilde belirledikten sonra önerilen tedavi şeklini de ifade etmek gerekir. Öncelikle yapılması gereken şey, yıllara sâri bir bütçe ile türler ve bölgeler üzerinden Türkiye balıkçılığının fotoğrafının en geniş perspektif ile çekilmesidir. Bunun için üniversiteler ve Bakanlığın kendi araştırma kuruluşları doğru şekilde organize edilmeli ve balık stoklarımız ile göçmen ve lokal yaşayan balıkların biyolojik hareketlilikleri en doğru şekilde belirlenmelidir.

Bilgi sahibi olunmadan konulan kurallar yüzünden mevcut tebliğin çoğu maddesi tartışılmakta ve kurallara uyması beklenen kitlenin yoğun eleştirilerine maruz kalınmaktadır. Hali hazırda hiç kimse bu eleştirilere sağlam dayanakları olan bir itiraz geliştirememekte ve kör döğüşü şeklini almış olsa da herkes kendi cenahındaki faaliyetlerine devam etmektedir.

Araştırmalar sonucunda temel verilerin elde edilmesinin hemen ardından mevcut balıkçı barınakları yönetmeliği sil baştan yeniden hazırlanmalı, barınak sayısı ve karaya çıkış noktaları katı bir şekilde sınırlandırılmalıdır. Belirlenen karaya çıkış noktaları kamu otoritesinin denetim yapacağı hale getirilmeli ve karaya çıkarılan balıkların her türlü denetimi burada yapılmalıdır. Belirlenmiş yerler dışından yapılan karaya çıkışlara caydırıcı cezalar uygulanmalı ve perakende satış noktalarında av yasakları denetimi yapmak gibi komik uygulamalara son verilmelidir.

Sürdürülebilir balıkçılığın temini bakımından son derece önemli olan bilgiler kamu otoritesince temin edildiğinde, her türün ve her bölgenin avlanabilir balık miktarı yaklaşık olarak belli olacağından hesaplanan ekonomik değerin kota dağıtımı suretiyle adilane bölüşümü de sağlanacaktır. Önemli olan unsur balığın karaya çıkarıldığı noktanın sağlama alınmasıdır. Böylelikle sınırlı kota dolayısıyla yasa dışı avcılık faaliyeti yapanlar legal balıkçıların arasında barınamayacak ve otokontrol ile kendiliğinden ekarte edilmesi sağlanacaktır.

Ayrıca sınırlı bir miktarı avlamak zorunda olduğunu bilen balıkçı, kendisine ayrılan kotayı daha az para edecek olan küçük boy balıkla doldurmak istemeyeceğinden yasal avlanma boylarına riayetin sağlanması daha kolay olacaktır.

Türkiye bir an önce sürekli kötüye giden denetim (daha doğru ifade ile denetimsizlik) uygulamalarının formatını değiştirmeli, bir önceki yılın daha fazlasını yapmış olmayı başarı saymaktan kurtulmayı bilmelidir. Asıl değerlendirme ölçütü uygulanan cezai müeyyide değil uygulanamayan ya da kamu otoritesinin ulaştırılamadığı yasa dışı faaliyetlerin miktarıdır. Ve yapılması gereken bir an önce bunun minimize edilmesidir. Burada oluşan büyük boşluk, ruhsatlı veya ruhsatsız pek çok teknenin iştahını kabartmakta ve gün geçtikçe illegal faaliyet artmaktadır. Legal ya da illegal olarak elde edilmiş bir balığın karaya çıkarılmasında karşılaşılan bir engel maalesef bulunmamaktadır. Yukarıda ifade edilen çözüm önerisi ile ruhsatsız yapılan illegal balıkçılık faaliyetleri de önemli ölçüde kontrol altına alınmış olacaktır.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.